Atı Öldürüyorlar (1979): Gömülmeye Çalışılan Bir Film
Saad Khan tarafından
·
Başlık: Atı Öldürüyorlar (aynı zamanda Noori başlığıyla da dolaşımda)
Yıl: 1979
Ülke: Pakistan
Format: Siyah-beyaz kısa film / belgesel drama
Yönetmen: Mushtaq Gazdar
Yazar: Saeeda Gazdar
Korunma Durumu: Öncelikle VHS kaynaklı dijital kopyalarla dolaşımda
Bağlam: Askeri bir darbenin ardından yapılmış; sonrasında otoriter ahlaki düzen tarafından bastırılmıştır
Atı Öldürüyorlar, 1970’lerin sonunda Pakistan’da yapılmış siyah-beyaz kısa bir filmdir. Genç bir kadın olan Noori’nin (Işık) çöktüğü anları takip eder ve insanların ona yardım adı altında neler yaptığını gösterir.
Noori, giderek daralan bir dünyada yaşamaktadır. İzlenir. Yargılanır. Temiz bir şekilde bir şey istemesine izin verilmez.
Bu yüzden kendine özel bir yöntem geliştirir.
Mumla oturur ve alevi izler. Birine ulaşmaya çalışır. Buna geri çekilme der. Bu hayatta kalmadır.
Zihninde genç bir adam at üzerinde ona doğru gelir.
Bu görüntü defalarca geri döner. Bu romantizm değildir. Bu kaçıştır. Kuralları aşabilecek ve onu kurtarabilecek birinin olabileceği düşüncesidir. Baskı altında birçok kişinin taşıdığı bir hayal.
Film, onun iç dünyası ile dış dünya arasında gidip gelir. Bir klinik. Bir sokak. Bir üniversite. Bir otobüs. Yetişkinlerin onun yokmuş gibi konuştuğu odalar.
Üniversitede görünür hale gelir. İşte baskının zirve yaptığı yer burasıdır. Bir bakış tehdit olur. Bir his suç haline gelir. Zihin boşlukları doldurur. Atlı geri gelir. Bazen at bir motosiklete dönüşür. Aynı vaat. Hızlı bir kaçış.
Ama gerçek hayatında çıkış yoktur.
Bu filmle ilk karşılaştığımda çocukken, tam haliyle değildi. Ya Pakistan televizyonunda ya da bir VHS kasetteydi. Hangisi olduğunu hatırlamıyorum. Hatırladığım şey, cinsel imgelerin çıkarılmış olmasıydı. Hayal edilen kaçışlar kesilmişti. Geriye kalan ise kafa karışıklığıydı. Mum. Klinik. Türbeler. Etiketler.
Bu, meditasyon, psikiyatri, dogma, teşhis ve patolojinin bir bedende çarpışmasına ilk maruz kalışımdı. En samimi sahneleri çıkarılmış olsa bile, film erken bir ders verdi. Yetişkinlerin acıyı sistemleri koruyacak şekilde açıkladığı, insanları değil.
Filmin tamamı izlendiğinde mantık netleşir.
Film, onun arzusunu yan not değil, yara olarak ele alır. Çevresindeki dünyada bir kadının arzusu ya silinir ya da cezalandırılır. Görünürse, yeniden adlandırılır. Utanç. Sahiplenme. Kötü karakter. Hastalık.
Sonra alay gelir.
Sokakta yorgun ve hasta bir at. İnsanlar etrafında döner, kutsal sayar, sonra öldürür.
Noori izler. Bir şey yerli yerine oturur. Zihninde at kurtuluşun taşıyıcısıdır. Bu yüzden öldürülmesi bir hüküm gibi gelir. Burada kurtuluş olmayacaktır.
Noori kurtarılmaz. Onunla ilgilenilir. Ailesi onu bir yerden diğerine taşır, bir çare arayarak. Kutsal adamlar. Türbeler. Bir psikiyatrist. Ritüeller. İnsanlar onun ne olduğuna karar verir.
Bu, askeri yönetim zamanıdır. Ceza aleni yapılır. Korku normaldir. Kontrol sadece aile alışkanlığı değildir. Ülkenin yönetim şeklidir. Gazdar bunu, Noori’nin dehşet çığlıklarıyla kesilen halka kırbaçlama belgesel görüntüleriyle gösterir.
Daha sonra film bastırıldı. Bu beklenebilirdi. Çok fazla şey söylüyor ve gösteriyor. Baskı altında çöken bir kadın. Araç olarak kullanılan din. Zarara dönüşen tedavi. Gerçekten çok daha çok düzeni seçen bir toplum.
Bugün film, kötü bir VHS kopyası olarak hayatta kalıyor. Devletin yok etmek istediği eserlerin olağan kaderi.
Ve yine de, etkisini koruyor.
Bir kadın, etrafındaki dünya atı öldürürken bir çıkış yolu hayal ediyor.